Лазер — XX yüzyıl fiziksinin en büyük başarılarından biri, kuantum mekaniksinin katıprınciplerini ve ışığın şairliğini birleştiren biridir. Oluşumu, ışınma, enerji ve doğruluğun ne olduğunu anlama bakış açımızı değiştirdi. Bugün, lazerler insan faaliyetlerinin tüm alanlarını — cerrahiye, astrofizikten iletişime, sanata kadar — kaplıyor. Ancak, yönetilebilir ışığa giden yol uzun ve fotonun doğasını anlamak gerektiğini gerektiriyordu.
İzlenimli ışık fizigi
“Lazer” terimi, İngilizce Light Amplification by Stimulated Emission of Radiation (ışığın teşvikli yayılımı ile ışık artırma) ifadesinin kısaltmasıdır. Lazerin çalışma prensibi, Albert Einstein tarafından 1917 yılında keşfedilen kuantum prensibine dayanır: atomlar, dış etki altında sadece fotonları emez, aynı zamanda yayabilir.
Normal bir ışık kaynağı, örneğin bir lamba, fotonları rastgele, farklı yönlere ve farklı frekanslarda yayar. Ancak lazer, tüm kuantlar ışığın aynı dalga boyunu ve fazını koruyarak uyum içinde hareket eden bir akım oluşturur. Bu tür ışınma, kointerferans olarak adlandırılır. Bu nedenle lazer ışını dağılmaz, geniş bir mesafeye doğru dar ve yönlendirilmiş kalır.
Tarihsel öncesi ve lazerin doğuşu
İzlenimli ışığa yönelik fikir XX yüzyılın ortalarında doğdu, Sovyet ve Amerikan fizikçileri birbirlerinden bağımsız olarak teşvikli yayılımı pratikte nasıl gerçekleştirebileceklerini aramaya başladılar. İlk prototip, mikrodalga aralığında çalışan bir maser cihazıydı. 1960 yılında Amerikalı fizikçi Theodore Maiman, rubin kristalinde ilk optik lazeri yarattı. Impulsu saniyenin birkaç ondağırmında sürdü, ancak bilimde yeni bir dönemin sembolü oldu.
Bu tarihten sonra lazerler hızla gelişti. Bilim insanları gazlı, yarıiletken, katı hal ve fiber lazerler yarattılar, her biri kendi uygulama alanını açtı. Birkaç on yılda teknoloji, laboratuvar deneylerinden modern çağın teknik görünümünü belirleyen bir endüstrinin temelini oluşturdu.
Çalışma prensibi ve cihaz yapısı
Lazer, aktif ortam, besleme kaynağı ve optik r ...
Читать далее