Çocuklar Beklentilerin Esirleri: Sevgi Hapishanesi Olarak Çocuk özgür doğar. Ancak konuşmayı öğrenmeden önce, başkalarının istekleri, umutları ve korkularının ağına karışmaya başlar. “Akıllı ol”, “Babana benzer ol”, “En iyisini sen yapacaksın”, “Bizi utarmayın” gibi cümleler hemen hemen her ailede, her okulda duyulur. Ve yavaş yavaş, kendilerini fark etmeden, çocuk kendi kendisini kaybeder. O, gerçekleşmemiş hayallerin projesi, ebeveynin varlığını doğrulamak için bir araç, karşılaştırma için bir nesne, beklentiler için bir hedef olur. Çocuklar, annesi, babası, akrabaları, öğretmenleri, arkadaşları ve toplumun tümünün bekleyişlerinin esirleridir. Bu esaret görsel olmasa da en sağlamıdır. Annenin Beklentileri: “Ben seni... olmayı çok istemiştim” Anneler sıkça ilk “hapisçi” olurlar. Bu, kötü niyetli oldukları için değil, sevgilerinin umutlarla yoğun bir şekilde bağlantılı olduğu içindir. Anneler, çocuğunda kendi devamını, ikinci yaşamını, hatalarını düzeltebilme fırsatını görürler. “Ben balerin olamadım, ama sen olabilirsin”. “Doktor olmak istemiştim, olmadı, sen olacaksın”. Çocuk bu baskıyı hisseder, bu baskı sözlü olarak ifade edilse bile. Kendisinin değeri, annenin hayalleriyle ne kadar uyduğuna göre belirlendiğini düşünmeye başlar. Kendi isteklerine kulak vermeyi bırakır, çünkü kendi istekleri anneye karşı bir hain gibi görülür. Özellikle annenin “Ben senin için bu kadar çok şey yaptım, ama sen...” dediği durumlar son derece tehlikelidir. Bu, sevgiyi borç olarak dönüştürür ve çocuğu sürekli borçlu hisseder. Kendi kararlarından, seçimlerinden, bağımsızlıklarından suçlu hisseder. Anneyi üzmeyen bir adım atamaz, hatta bu adım kendi mutluluğuna giderse bile. Bu adımı asla atmaz, çünkü bu adım kendi mutluluğuna giderse bile. Babanın Beklentileri: “Erkek ol”, “Ben gibi ol” Babanın beklentileri çoğunlukla cinsiyet klişelerine ve davranış kalıplarına dayanır. Oğullar güçlü, sert, başarılı olmalıdır. Kızlar ise nazik, teslimiyetli, ancak aynı zamanda bağımsız olmalıdır. ...
Читать далее